Ufak bir kaza
Kasım 2022,Afrika Mali'nin ortası. Hava o kadar sıcak ki, kum taneleri bile eriyecek sanıyorsunuz. Biz, üç Türk gönüllüyüz, su kuyusu açılışları için günlerdir tozun toprağın içindeyiz. Gittiğimiz köyler haritada bile yok; yol dediğin, tekerlek izlerinden başka bir şey değil. Araba bazen 10 km/s ile zar zor ilerliyor, bazen kuma saplanıp kalıyoruz.
O gün yine böyle bir köye varıyoruz. Saat tam öğlen. Kuyunun başındayız,her şey hazır… Ama köy boş. Tek bir kişi bile yok. Meğer civar köyde bir cenaze varmış, bütün halk oraya gitmiş. "Tamam," diyoruz, "biz de gideriz, insanlara haber veririz."
Cenaze köyüne doğru yola çıkıyoruz. Birkaç kilometre sonra uzaktan kalabalığı görüyoruz. Tam dağılıyorlarmış. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Yüzlerce insan, sıcakta eve doğru yürümeye hazırlanıyor. O anda içimden bir ses diyor ki: "Boş dönmesinler."
Arabamız 15 kişilik eski bir SUV. Klima verimli değil ama yine de biraz üflüyor, içerisi o anki sıcağa göre buz gibi. Bir an göz göze geliyoruz arkadaşlarla. Kelimeye gerek yok. Kapıları açıyoruz:
"Gel abla, gel teyze, çocuklar binsin!"
Önce şaşırıyorlar. Hayatlarında çoğu ilk defa arabanın içine binecek. Kadınlar tereddüt ediyor, çocuklar korkuyor, yaşlı teyzeler "Yok yok, biz yürürüz" dercenise bakıyor. Ama sıcakta o yol… İkna ediyoruz. En sonunda 15 kişi, kadınlar ve çocuklar, arabaya doluşuyor. Geri kalanlar –biz dâhil erkekler– kapılara, bagaja, basamaklara asılıyoruz. Ben camın kenarına tutunmuşum, bir elimle kapıyı kavramışım, öbür elimle yanımdaki arkadaşın omzunu.
Araba hareket ediyor.
İçeriden çocuk sesleri, kahkahalar geliyor. Klima vurmuş yüzlerine, önce ürküyorlar soğuktan, sonra alışıyorlar. Çocuklar camlara yapışmış, dışarıdakilere el sallıyor. Biz dışardakiler de gülüyoruz, ter içinde ama mutluyuz.
Derken… virajlı bir yer.
Araba hafif yalpalıyor. Yanımda asılı duran arkadaşım, bir anda dengesini kaybediyor. Yuvarlana yuvarlana kuma gömülüyor. Toz bulutu içinde tepe taklak gidiyor, en sonunda sırtüstü yatıyor. Bir an sessizlik… Sonra bir kahkaha kopuyor ki, anlatamam.
Ben, öbür arkadaşlar, hatta içeridekiler bile gülüyor. Adam kalkıyor, üstünü silkeliyor, gülerek tekrar asılıyor kapıya: "Bir şeyim yok, devam!"
Kimse korkmuyor, kimse kızmıyor. Herkes gülüyor. Çünkü o an, o sıcakta, o tozun içinde, hepimiz bir şey paylaşıyoruz: Saf, çocukça bir mutluluk.
Birkaç kilometre sonra köylerine varıyoruz. Arabadan iniyorlar. Yüzlerinde hâlâ gülümseme.
Biz de gülümsüyoruz. Çünkü biliyoruz: Onların hayatında belki bir daha böyle bir araba, böyle bir klima olmayacak. Ama o beş-on dakikalık yolculuk, ömür boyu unutulmayacak.
Ben de unutmadım.
Hâlâ gözümü kapattığımda o kahkahaları, o tozlu yolu, o tepe taklak yuvarlanan arkadaşımı ve klimadan şok geçiren teyzeyi görüyorum.
İyi ki o an içimizden gelmişiz.
İyi ki kapıyı açmışız.


