Bir Sarılma Yeter
Afrika’nın Mali bölgesinde, arkadaşlarımla birlikte su kuyusu açılışları için köy köy dolaşıyorduk. Her yeni kuyu, o bölgedeki insanlar için sadece su değil; umut, nefes ve gelecek demekti. Yanımızda çocuklar için getirdiğimiz oyuncaklar vardı. Onların yüzündeki sevinç, gezdiğimiz yolların yorgunluğunu unutturuyordu.
Bir köyde açılış töreni biterken, kalabalığın arasında bir çocuk dikkatimi çekti. Albino sendromluydu. Tenindeki kırılganlık, gözlerindeki yorgunluk ve duruşundaki çekingenlik, onun diğer çocuklardan ne kadar farklı muamele gördüğünü açıkça gösteriyordu. Sanki kalabalığın içinde yer kaplamaya bile cesaret edemiyordu.
Yavaşça bize doğru geldi. Oyuncağını almak istiyordu ama hem ürkek hem temkinliydi. Belli ki uzun zamandır insanların ona nasıl bakacağını bilemediği anlarla yaşamıştı.
Onun bu hâli içime dokundu. Belki de o gün, ona sadece bir oyuncak değil, yıllardır eksik kalan bir insani teması vermemiz gerekiyordu.
Diğer çocuklara dönüp, “Hadi, arkadaşınıza sarılın” dedim.
Önce kısa bir duraksama oldu. Sonra çocuklar birer birer yanına gidip ona sarılmaya başladılar. O anda albino çocuğun yüzünde öyle bir değişim oldu ki…
Gerginliği çözüldü, bakışları canlandı, dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Sanki yıllardır içten bir dokunuşa, sıcak bir yakınlığa hasret kalmıştı. O sarılmalar onun için sadece bir an değil, bir kabuğun kırılması gibiydi.
Kalabalık o sahneyi sessizlik içinde izliyordu. Belki de ilk defa, o çocuğun ne kadar yalnız hissettiğini, farklılığının ona nasıl yükler getirdiğini fark etmişlerdi.
Ben ise o gün şunu bir kez daha anladım:
Bazen en büyük iyilik, bir insanın kendini görünür ve değerli hissetmesini sağlamaktır.
Ve bazen bunun için sadece bir sarılma yeter.


